← Ana sayfa

Finike’de Ne Yenir? En İyi Finike Lokantaları ve Tarihi Yerler

Dünyaca ünlü, kabuğu incecik, aroması ve su oranıyla tescilli coğrafi işaretli portakalların vatanı olan Finike, kitle turizminin betonlaşmasından ve kalabalığından uzak kalmayı başarmış sakin bir Akdeniz limanıdır. Finike mutfağı, arkasını yasladığı Toros Dağları’nın Yörük yayla kültürü ile önündeki bereketli alüvyonlu tarım ovalarının ziraat zenginliğini harmanlar.

  • Derinlemesine Yerel Lezzet Analizi:
    • Finike Usulü Domates Civesi: Akdeniz esnaf lokantalarının baş tacı olan cive, aslında tarladan sofraya felsefesinin en eski örneklerinden biridir. Yaz aylarında güneşte iyice olgunlaşmış etli Finike domatesleri, yeşil biber, sarımsak ve taze fesleğen (reyhan) yaprakları bol sızma zeytinyağında kendi suyunu salana kadar sotelenir. İçine az miktarda pirinç veya bulgur atılarak ağır ateşte demlendirilir. Sıcak yenebildiği gibi, buzdolabında soğutulduktan sonra üzerine zeytinyağı gezdirilerek meze veya soğuk yaz yemeği olarak tüketilmesi bölgede çok yaygındır.

Sıkma Portakal Soslu Levrek: Finike portakalının taze sıkılmış asidik suyu, rendelenmiş kabuğu ve az miktarda portakal çiçeği balı ile hazırlanan özel bir sos, fırınlanacak levrek veya çipura balığının üzerine gezdirilir. Portakalın doğal şekeri fırında karamelize olarak balığın derisini çıtırlaştırırken, asidi ise etin yumuşacık kalmasını sağlar. Narenciyeyi deniz ürünüyle buluşturan modern bir yerel mutfak deneyimidir.

Tahinli Babagannuş ve Hibeş: Hatay mutfağından aşina olunan babagannuş, Finike’de farklılaşır. Odun ateşinde közlenen patlıcanlar incecik kıyıldıktan sonra içine bölgenin çok sevdiği tahin, sarımsak ve süzme yoğurt eklenerek pürüzsüz bir krema kıvamına getirilir. Ayrıca kimyon, tahin, limon suyu ve sarımsakla yapılan Hibeş de et yemeklerinin yanına sos olarak sunulur.

Tarih ve Kültür Rotaları: Finike, antik çağın en zengin ve su kaynaklarıyla en çok bütünleşmiş nehir kentlerine ev sahipliği yapar. Bu kentlerin başında gelen Limyra Antik Kenti, Likya dilindeki adıyla Zemuri, bölgenin en eski yerleşimlerinden biridir. Toçak Dağı’nın eteklerinde kurulu olan bu görkemli şehir, Likya Birliği’nin başkentliğini yapmış ve özellikle M.Ö. 4. yüzyılda Kral Perikles döneminde en parlak çağını yaşamıştır.Limyra’yı diğer Akdeniz kentlerinden ayıran en büyüleyici özellik, dağ yamaçlarına katman katman oyulmuş 400’den fazla kaya mezarı ve kentin tam kalbinden fışkıran, antik kalıntıların arasından guruldayarak akan buz gibi duru su kaynaklarıdır. Şehri gezerken antik tiyatronun hemen yanı başından süzülen nehir kanalları,

avurucu yaz aylarında ziyaretçilere doğal bir serinlik sunar. Kent, kuzeydeki dik akropol alanı ve güneydeki düzlük arazi olmak üzere iki ana bölüme ayrılır. Düzlük alanda yer alan ve Roma İmparatoru Augustus’un evlatlık oğlu Gaius Caesar’ın anıt mezarı (Kenotaph), mimari açıdan kentin en değerli yapılarından biridir.Ayrıca sütunlu caddeleri, piskoposluk kilisesi, nehir tanrısı Xanthos’a adanmış anıtsal çeşmesi (Nymphaeum) ve 3700 kişilik Helenistik-Roma dönemi tiyatrosu ile Limyra, suyla tarihin iç içe geçtiği adeta gizli bir su cennetidir. Dağların daha yukarısında konumlanan Arykanda Antik Kenti ise tiyatrosu, stadyumu ve hamam kalıntılarıyla adeta “Likya’nın Machu Picchu’su” olarak anılan devasa bir dağ şehridir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir